Hiç Hatırlayamadı PDF Yazdır e-Posta

Sohbete gelenlerden İlyas Efendi vardı.

Bu zat, Ayvansaray'da marangozluk yapardı.

 

Bir gün, yaşlı bir kadın gelerek dükkanına,

Bir kapı ve pencere sipariş verdi ona.

 

Dedi ki: (Tek odalı bir evim var ki halen,

Oda yaptırıyorum o eve ilaveten.

 

O ikinci odayı, kiraya vereceğim.

Onun geliri ile, geçinip gideceğim.

 

Kira paralarından ödemek şartı ile,

Bir kapı ve pencere yapar mısın acele?)

 

(Yarın gel, konuşuruz) dedi ona cevaben.

Maksadı, Efendi'ye sormak idi esasen.

 

O gün ikindi vakti, vardı huzurlarına.

Lakin unuttuğundan, sormadı bunu ona.

 

Fakat o büyük veli, bu İlyas Efendi'ye,

Bakıp, sual eyledi: (İşlerin nasıl?) diye.

 

(İyi efendim!) deyip, beyan etti halini.

Lakin hatırlamadı yine o sualini.

 

(Müşteri geliyor mu?) diye sordu kendine.

(Geliyor) dedi ama, hatırlamadı yine.

 

Abdülhakim Efendi, sordu ki ona tekrar:

(Bir şey sipariş veren oldu mu bu aralar?)

 

Lakin İlyas Efendi, yine hatırlamadı.

Dedi: (Hayır fendim, bu gün gelen olmadı.)

 

Yine merhamet edip, buyurdu ki bu sefer:

(Bu gün gelen kadının işini hallediver.)

 

Bir genç, kışın Bitlis’te giderken atı ile,

Tutuldu dağ yolunda, kuvvetli bir tipiye.

 

Öyle ki, fırtınadan göz gözü görmüyordu.

Şaşırıp kaldı, zira, bir şey göremiyordu.

 

Ne ileri, ne geri gidemiyordu asla.

Allah’a sığınarak, dua etti ihlasla:

 

(Ya Rabbi, bu zamanın Kutb’u hangi veliyse,

O zatı, imdat için, yetiştir bu acize.)

 

Kalbinden geçirince bu genç bu münacatı,

Gördü yanıbaşında, nur simalı bir zatı.

 

Dizginlerini tutup, bir eliyle işaret,

Ederek, kendisine verdi bir istikamet:

 

(Bu taraftan gidersen, ulaşırsın şehire!)

Dedi ve göz önünden kayboldu birden bire.

 

Gaybdan gelen bu zatın şekl-i şemailini

Tuttu ve hatırında sakladı hayalini.

 

Otuz seneden fazla geçmişti ki aradan,

Bu kişi, İstanbul’a gelmiş idi bir zaman.

 

Bayezid camiinde dinlerken vâz, nasihat,

Gözüne hiç yabancı gelmedi vâz eden zat.

 

Düşündü ki: Bir yerde gördüm ben bu kimseyi.

Lakin hatırlamadı o günkü hadiseyi.

 

Abdülhakim Efendi vâzını müteakip,

Giderek, o kimsenin kulağına eğilip,

 

Buyurdu ki: (Bitlis’te, hani otuz yıl önce,

Tipi mi hatırına geldi beni görünce?)

 

O zat gözyaşlarına hakim olamayarak,

Hürmetle öptü hemen, eline sarılarak.