İtiraz Etme Bize PDF Yazdır e-Posta

Abdülhakim Efendi, sevdikleriyle bazan,

Deniz sahillerine giderdi zaman zaman.

 

Rumeli kavağı ve Altın kum sahiline,

Veyahut giderlerdi bazan Beylerbeyi’ne.

 

Vapurun üst ve arka kısmında otururdu.

Karşısına, sevdiği birini oturturdu.

 

İslamın timsaliydi mübarek vücutları.

Hiçbir hali, olmazdı kıl kadar dinden ayrı.

 

Bir gün teşrif ettiler, yine Beylerbeyi'ne.

Oturdular sahilin tenhaca bir yerine.

 

Sohbet ettikten sonra, biraz da serinlemek,

Maksadıyla, denize girmişti ki mübarek,

 

O sırada bir kişi, uzaktan gördü onu.

Tanıdı büyük âlim ve veli olduğunu.

 

İtiraz etti fakat, bu haline o kimse.

Düşündü ki: Evliya, hiç girer mi denize?

 

O kimsenin kalbine gelince bu itiraz,

Girdi onun içine bir sıkıntı ve maraz.

 

Öyle düşündüğüne, duydu büyük nedamet.

Ve özür dilemeye karar verdi nihayet.

 

Mahcubiyet içinde, mübarek huzuruna,

Gitti, fakat hiçbir şey demeden henüz ona,

 

O veli, kendisine buyurdu ki: (Ey kimse!

Yanlış düşünüyorsun, itiraz etme bize.)

 

Bir kısım camilere giderek bu büyük zat,

İlim, hikmet saçardı ederek hep nasihat.

 

Bir kişi duydu onun böyle vaz ettiğini.

Dinlemek arzu etti, gidip onun dersini.

 

Öğrenmek istediği vardı ki meseleler,

Onları, bir kağıda yazdı hep birer birer.

 

Hepsi on husus idi, yazıp koydu cebine.

Ve geldi namaz vakti, Bayezid camiine.

 

Maksadı, dersten sonra, görüp o büyük zatı,

Sorup öğrenmek idi bu dini hususatı.

 

Camiye girdiğinde, gördü ki tam o saat,

O, kürsiye oturmuş ediyordu nasihat.

 

Girip de oturunca caminin gerisine,

Abdülhakim Efendi ara verdi dersine.

 

Buyurdu ki: (Bu dinde, var ki bazı hususlar,

Bazıları bunları öğrenmek istiyorlar.

 

O dini hususlardan, birincisi şöyledir.

Onun, dinimizdeki cevabı da böyledir.

 

İkincisi şu olup, şöyledir cevabı da.)

Böyle izah etti hep, onların onunu da.

 

Onun merak ettiği on din meselesini,

Söyleyip, birer birer izah etti hepsini.

 

O sual ve cevaplar bulunca böyle hitam,

Buyurdu: (Dersimize edelim şimdi devam.)

 

İşi hallolmuş idi böylece o kişinin.

Lakin anlamamıştı hikmetini bu işin.

 

On sual daha yazıp, ertesi hafta yine,

Gelip oturuverdi, caminin bir yerine.

 

Abdülhakim Efendi onları da tek be tek,

Söyleyip, cevapladı uzun izah ederek.

 

Çıkarken, buyurdu ki yaklaşıp o kimseye:

(Şimdi vakıf oldun mu bu yirmi meseleye?)