Hani Nerede O Ümmet! PDF Yazdır e-Posta

Bir gün sed kenarında hasır koltuklarında İstanbul'a doğru bakarlarken yanındakilere dönerek;
"Şu İstanbul ne garip belde! İnsan mümin olmak için de, kâfir olmak için de burada her vâsıtayı, her imkânı bulabilir." buyurdu.

Bir gün bir derslerinde şöyle buyurdular:
"Bizim meclisimizde bulunanlar, sükût içinde otursalar ve sükûttan başka bir şey görmeseler bile, din bahsinde âlim geçinenlerin hatalarını keşfederler, bir bir çıkarırlar."

Kapalıçarşı'dan geçerken karşılarına tanıdıkları bir dükkancı çıktı. Adam hal hatır faslından sonra; "Efendim. Duâ edin de Allahü teâlâ ümmet-i Muhammed'i kurtarsın." deyince, o da cevâben:
"Siz bana o ümmeti gösterin. Ben de kurtulduğunu haber vereyim. Hani nerede o ümmet!" buyurdu.

Efendi hazretlerinin kardeşi Abdülkâdir efendi vardı. Herkes sohbetdeyken o girmezdi. Dışarıda beklerdi. Birgün sordular, “Sen niye girmiyorsun?” dediler. “Siz kimin huzuruna çıktığınızı bilmiyorsunuz. Siz, Efendi hazretlerini tanısaydınız, siz de giremezdiniz. Hangi yüzle Onun huzuruna çıkarız” dedi. Birgün Efendi hazretleri buyurdu ki, “Dışarıda oturan Abdülkâdir çok büyük âlimdir. Şu anda dünyâda ondan daha üstün kurra hâfız yok.”